|
24/1/2007 - AŞK OKADAR GÜZEL BİRŞEY'Kİ
Aşk o kadar güzel bir şey ki,
Bundan yaklaşık 4550 milyon yıl önce evrenin aşkı, toz ve gaz bulutlarından Dünyayı meydana getirdi. Ve bizler sadece 4 milyon yıl gibi kısa bir zamandan beri yerkabuğunun üzerinde varız. Gerçeği görmek gerekirse, aslında hepimiz toz ve gazdan ibaretiz. İnanabiliyor musun, bizler düşünen ve aşık olan kimyasal, biyolojik... varlıklarız. Hepimiz evrenin parçasıyız. Ve şimdi, bu mükemmelliğe ulaşıncaya kadar geçirilen tüm evreler, bizim hücrelerimizde 4550 milyon yıllık bir yaşanmışlık barındırıyor. Hayır, hayır! Her birimiz gerçekte, Güneş sisteminin, Saman yolunun ve galaksilerin oluşumunu hesaba katarsak, bizler başlangıcı belli olmayan bir noktadan, sonu belli olmayan bir noktaya doğru gitmekteyiz. Sonsuzluktan gelip, sonsuzluğa gidiyoruz.
Aşk o kadar güzel bir şey ki, yaşamımızın içinde muhakkak olmalı. Size sunulan kısacık yaşama hakkına, rastlantısal varoluşumuza değer vermeyip, bilinçsizce kendinizi tüketmeyin. Çünkü, iki ayrı bedenden yeni bir insan yaratmak, yaratabilmek, çok ama çok değerli.
Şimdi sizden bir dakika avuçlarınızın içine bakmanızı istiyorum. Lütfen bakın! İşte avuçlarınızın üzerindeki boşluk, aşık olduğunuzda başka bir avuç içiyle dolacak. Avuçlarınızın içi hiçbir zaman boş kalmasın. Tutun boş elleri sımsıkı, bırakmayın!
------------------------------------------------------------------------------
------------------------------------------------------------------------------
Aşık Olmak
--------------------------------------------------------------------------------
Aşık olmak oyle güzel bir duyguki aklın almaz gözlerin asla görmez hele bide bu aşk kara sevda ise nasıl yurursun yemek nasıl yersin eve nasıl gıdersin işin en ilginç yanı herşeyde ona bir pay çıkarırsın belki olmayana saçmalık gelebilir ama gerçek bu ben dünyada inanmazdım birisi için bu kadar merak için de olacagıma ama onsuz tek bir hayalın bile olmaz onu düşünmediğin tek anın olmaz uyurken bile gözlerini düşünüp koyarsın kafanı yastığın yumuşak yuzune tabi o yastık taştan daha serttir ama naparsın işte yatmak zorundasın belki rüyamda onu görürüm umuduyla işte aşık olmak böyledir sen de aşık ol dostum olki dünya da birşey için yaşadığının farkında olasın ---------------------------------------------------
----------------------------------------------------------------
Aşk Dedikleri
--------------------------------------------------------------------------------
Aşk Dedikleri
Aşk: en yalın biçimde anlatılan tek kavramdır o,adı kendisidir zaten.Onu anlatmak için sonu gelmez cümleler kurmanıza gerek yoktur.''Aşık oldum'' dediğiniz an akan sular durur,küçücük çocuk bile sizi rahatlıkla anlar.Çünkü aşkın dili tektir.Aşk cesaret ister,kocaman bir yürek ister.Nedir bu aşk denilen şey?Elle tutulmaz,gözle görülmezbir şeyse nedir bu yaşanan somut acılar,güzellikler?Aşk,hayatın bize hazırladığı en güzel sürprizdir,bu yüzdende kalpleri ne zaman ele geçireceği hiç belli değildir.Daha ne olduğunu bile anlayamadan onun hükümdarlığına giriverirsiniz.Aşkın zamanını biz ayarlayabilseydik eğer ve kime neden aşık olduğumuzu anlayabilseydik,aşkın sırrınıda çözerdik herhalde.Ama o zamanda aşkın insanı alıp götüren büyüsü tamamen kaybolurdu.Aşk hayata ve zamana karşı işlenen en büyük suç ortaklığıdır,aşk hayatın bütün tek düzeliğine,bütün sıradanlığına en soylu baş kaldırıdır.Ondan korkup kaçmak hiç kimseye yakışmaz.Ve elbette yaşanılan aşkı suçlamak,yargılamak,karalamak da aşka yakışmaz.Bu önce haksızlık kendinize saygısızlık olur.İnsan sonuna kadar savunmalı aşkını karşılık görmesede,acı çekeceğini hissetsede,yarın terk edileceğini bilsede,ailesini karşısına alacağını bilsede taviz vermemeli aşkından.''SENİ SEVİYORUM'' diyebilmeligöğsünü gere gere.Aşk işte o zaman aşktır.Ve bunun doğrusu yanlışı yoktur,zaten aşkın kendisi doğrudur.Kime karşı duyuluyorsa bu aşk,doğru insanda işte odur.Aşkın zamanı yoktur hep hazırlıksız yakalar insanı.Evli olmanız,sevgilinizin olması,bir ayrılığın taze yaralarını kurutmaya çalışmanız,bağlılıktan korkmanız,ailenizden çekinmeniz,hatta sevilenin hapse girmesi bile onun hiçmi hiç umrunda değildir.İşte aşk bütün bunlara tek başınıza karşı gelme yürekliliğidir,belkide yeni hayata geçebilme yoludur...Aşkın ne zaman geleceği belli olmadığı gibi,ne zaman gideceğide hiç belli değildir.Fazla vakti yoktur onun,uzun süre beklemeye ve bekletilmeye tahammülüde yoktur.Bir başka göze bakmaya bir başka tene dokunmaya baş! laması okadar da zor değildir... Aşktan değil onun kaçmasından korkun ve doğruluğuna yanlışlığına bakmadan sonuna kadar savunun aşkınızı. Biliyormusunuz hayat zaten kocaman bir yalan.Bu kadar sahteliğin içinde gerçek ve doğru olan tek güzellik AŞK lütfen ona haksızlık etmeyin.Aşkına,sana aşık olana sahip çık ve onu kaybetme.''SENİ SEVİYORUM'' demek için geç kalma! Sevgiyle kal...
|
|
Yorumlar (0) :: Bağlantı
|
24/1/2007 - ATTİLA İLHAN
Kimi? / Attila İlhan
Kapıyı açık bırak Hiç kimse görmese de Belki biri gelir Elsiz ayaksız Varla yok arası Hanidir bekliyorum
-----------------------
Korkarım / Attila İlhan
ay soluk soluğa yıldızlar akla ziyan bir irilikte uzaydan yanmış kibrit kokuları koklasam korkarım koklamasam gizli yılan ıslıklarıyla özsuyu zaptediyor henüz birer iskelet gibi çıplak asağıdan yukarıya ağaçları çiçekleri uyandı uyanacak koparsam korkarım koparmasam öyle yoğun bir elektrikle çıtırdar ki saçları kim değse tutaşacak dokunsam korkarım dokunmasam gözleri bir yangın başlangıcıdir dudakları kırmızı alarm uğultusu şehre yayılır sokak sokak tutulsam korkarım tutulmasam Nasıl Bir Sevdaysa...
----------------------------
Ay çok mu gecikti nerdeyse çıkar Sen yalnızlığıma varır varmaz Az sonra yağmuru durduracaklar Rüzgarı değiştirdim Ustura ağzı poyraz Yok canım yıldızları unutmadık Mutlaka yerlerinde bulunacaklar Kenarı yaldızlı mavi bir karanlık Sütlü çıplaklığını örtecek kadar Senin için olduğu asla bilinmeyecek Yapraklarını birden dökecek dutlar Şafak sökerken sekiz on kadar şimşek Balkonda işlemeli müstesna bulutlar Ayak bastığın an şehir de değişebilir Yoksa Moskova'mı Belki Berlin belki Dakar Belki 30'lardan mehtap yorgunluğu İzmir Körfez'de şerefine donatılmış vapurlar Nerede ne zaman kaç kere yaşadık Nasıl bir sevdaysa eskitememiş yıllar Bitirdiğimiz herşeye yeniden başladık Dudaklarımızda birbirimizden mısralar Nefesler 4
--------------------------------
su dinlerim gök anlarım alevi tenime sığmaz teni canla bütünlerim büyür bedenime sığmaz
demiri tavında dövmeli emekten ürünü sağlamalı yarını bugünden giymeli yarıyolda durmak olmaz değiştir ki değişesin karşıtınla çelişesin bileşim yollar uğrağı gelişim sınır tanımaz
---------------------------------
Nöbet Değişimi / Attila İlhan
istediğim yağmur hazır mı bakalım yerlerine konuldu mu soğuk katiller karanlığı ya gevşek dokudularsa öldürüleceğimden emin olmalıyım
şimşekler gecikti herhalde unutulmuş acı yeşil keseceklerdi birden yolumu hani viraj ıslıklarıyla hain otomobiller sarı sarı göz kırpan trafik ışığı
yeryüzünde çok fazla bir yalnızlığım başka yalnızlıklara hak tanımayan biliyorum kuralları bozduğumu yerimi uysal birine bırakmalıyım
----------------------------------
O Sözler Ki / Attila İlhan
o sözler ki acıdır mapusane avlularında demirli kırbaçlar gibi şaklar o sözler ki sırasında çiçek açmış bir nar ağacıdır dağ ufkuna vuran deniz aydınlığı sırasında gizemli bıçaklar
o sözler ki imgelem sonsuzluğunun ateşten gülüdürler kelebek çarpıntılarıyla doğarlar ölürler o sözler ki kalbimizin üstünde dolu bir tabanca gibi ölüp ölesiye taşırız o sözler ki bir kere çıkmıştır ağzımızdan uğrunda asılırız
----------------------------------
Pusudaki / Attila İlhan
GECE BİR ANDA YILDIZ BAHÇE BİR ANDA ÇİÇEK UZAKTAN DENİZİN KOKUSU KARANLIKTA KIMILDAYAN BÖCEK
İÇİMİ BİR ANDA AYDINLATIR MİMOZALAR BİR ANDA YAŞAMAK YENİDEN GÜZEL YEPYENİ BİR AŞK PUSUDA HAZIR --------------------------------
Rinna-Rinnan-Nay / Attila İlhan
melengecin dalında çifte sığırcık diley çifte sığırcık ciğerime ateş değdi öley diley öley gencecik zehir pamuk ırgatlığı gavur gündelikçilik
rinna-rinnan-nay yüreğim bölündü lay damarlarım delindi kan gider kan gider
melengecin dalında çifte saksağan diley çifte saksağan boynumda dönüp batır öley diley şol kahbe devran ağlarım bir yandan kan kusarım bir yandan
rinna-rinnan-nay ellerim kırıldı lay gözüm seli duruldu kum gider kum gider
melengecin dalında çifte güvercin diley çifte güvercin eğnimde göynek yok öley diley ayağım yalın ölürsem kahrımdan öldüğüm bilin
rinna-rinnan-nay yollarım kapandı lay bulutlar parçalandı gün gider gün gider
melengecin dalında çifte ispinoz diley çifte ispinoz azıktan yetimim öley diley katıktan öksüz dirliksiz düzensiz hanidir hürriyetsiz
rinna-rinnan-nay künyemiz yazıldı lay kervanımız dizildi can gider can gider
-----------------------------------
Rüzgar Gülü / Attila İlhan
Önümden çekilirsen İstanbul görünecek Nerede olduğumu bileceğim Sisler utanacak eğilecek Ağzının ucundan öpeceğim Saçına kalbimi takacağım Avcunda bir şiir büyüyecek Nerede olduğumu bileceğim Bu çıplak geceler yok mu Bu plak böyle ağlamıyor mu Camları kırmak işten değil Delirecek miyim neyim Kirpiklerimden mısra dökülüyor Kenya'da simsiyah yalnızım Yoksul bir şilepte gemiciyim Malezya'da yük bekliyorum Önümden çekilirsen İstanbul görünecek Nerede olduğumu bileceğim
Gözlerini söndürme muhtacım Ben senin aydınlığına muhtacım Yepyeni bir ilkbahar harcayıp Bir yaz boğup bir sonbahar harcayıp Rüzgar gülünü arayacağım Oran'da Pernanbouc'ta Tombuktu'da Vinçler yine akşamları indirecekler Yine karanlığa bulaşacağım Gözlerin rüzgarda savrulacak
İkimiz iki sap buğday olsak Sen benim olsan, ben senin olsam Bir gece vakti aklına gelsem Uykunu tutsam bırakmasam Seni kucaklasam, kucaklasam Birbirimizin kalbini dinlesek Dünyanın kalbini dinlesek Büyük ateşler yaksalar İki güvercin uçursalar Nerede olduğumuzu bilsek
|
|
Yorumlar (0) :: Bağlantı
|
24/1/2007 - AHMET TELLİ
BELKİ YİNE GELİRİM
Dudaklarımı kanatırcasına ısırıyorum günlerdir Her sözcük dilimin ucunda küfre dönüyor çünkü Bir gök gürlese bari diyorum, bir sağnak patlasa Bitse bu sessizlik, bu kirli yapışkanlık bitse Ama bir tufan az mı gelir yoksa yine de Yırtılan ve parçalanan bir şeyler olmalı mutlaka Hiç durmadan yırtılan ve parçalanan bir şeyler.
Oysa ne kadar sakin bu sokaklar ve bu kent Ne kadar dingin görünüyor bana şimdi gökyüzü
Gidenler nerde kaldılar, özledim gülüşlerini Bir kenti güzelleştiren yalnız onlardı sanki Onlardı çocuklara ve aşka ölesiye bağlanan Kadınları güzelleştiren herhalde onlardı "Tükürsem cinayet sayılır" diyordu birisi Tükürsek cinayet sayılıyor artık Ama nerede kaldılar, özledim gülüşlerini onların
Uzun uzun bakıyorum kıvrılan sokaklara Tek yaprak bile kıpırdamıyor nedense Ve tek tek söndürüyor ışıklarını varoşlar Alnımı kırık bir cama yaslıyorum, kanıyor Kanımın pıhtılarında güllerin serinliği Ve fakat bir cellat gibi yetişiyor pusudaki Dilimin ucunda küfre dönüyor her sözcük
Yaşamak neleri öğretiyor, düşünüyorum Okuduğum bütün kitaplar paramparça Çıkıp dolaşıyorum akşamüstleri bir başıma Bir uçtan bir uca yalnızlıklar oluyor kent Bulvar kahvelerinin önünden geçiyorum Sarmaşık aydınlar, arabesk hüzünler Bir gazete sayfasında sereserpe bir yosma
Sesler gittikçe azalıyor, kuşlar azalıyor Ve ne zaman yolum düşse vurulduğun yere Kızgın bir halka oluyor boynumda o sokak Hüznü yalnız atlarımız duyuyor artık Biz çoktan unutmuşuz böyle şeyleri Ama içimde bir sırtlanın dalgın duruşu Ve dilimin ucunda küfre dönüyor her sözcük
İçimde zaptedilmez bir kırma isteği Dizginlerini koparan bir at sanki bu Soluk soluğa kalıyorum her sonbahar Ve sevgilim ne zaman hoşgörülü olsa Bir yolculuk düşüyor aklıma, gidiyorum Bütün gençliğim böylece geçip gitti işte Ama hala bir şeyler var vazgeçemediğim
Hangi duvar yıkılmaz sorular doğruysa Bir gün gelirsek hangi kent güzelleşmez Şiirlerim bir dostun vurulduğu yerde yakıldı Geri almıyorum külleri yangınlar çıksın diye Devriyeler çıkart şimdi, bütün ışıklarını söndür Sorduğum hiçbir soruyu geri almıyorum ey sokak Ve dilimin ucunda küfre dönüyor her sözcük
Dudaklarımı kanatırcasına ısırıyorum günlerdir Bir gök gürlese bari diyorum bir sağnak patlasa Bitse bu kirli ve yapışkan sessizlik, hiç gitmesem Oysa ne kadar sakin sokaklar, bu kent ve bütün yeryüzü İpince bir su gibi sızıyorum gecenin tenha göğüne Sessizce çekip gidiyorum şimdi, sessiz ve kimliksiz Belki yine gelirim, sesime ses veren olursa bir gün...
|
|
Yorumlar (0) :: Bağlantı
|
24/1/2007 - BİR ANIYDI MEVSİMLER
BİR ANIYDI MEVSİMLER
Dün gece bir anı bıraktım sana Yorganın altından bakan soğuk geceleri Rüzgarın penceremde bestelediği mırıltıyı Ve Karanlık şehrin ışıklarını Bir anı bıraktım sana hasret kokan Mevsimleri tutup sakla diye Bakışlarımdan arta kalan sessizliği, Ve Kuğulu göldeki beyaz yaprakları
Bir anı bıraktım otel odasında Saçımın teli ya da süzülen terimi değil! Ellerimin titreyişini içimdeki fırtınayı Ve bakışlarımı bıraktım tenini öpen
Hayattan bir anı bıraktım sana Metro kaldırımlarındaki son bakışını Okyanus serinliğindeki öpüşmemizi Ve gözlerimdeki endişeyi bıraktım
Mevsim sayfalarını çevirdi Eylül'e Gülen sarı gözlerimi, Kalbimi gömdüğüm karlı yolları Ve Anıttepenin sonbahar fırtınasını..
Bir anı bıraktım dün gece sana Sarı mumlar komidinde Yanıp sönmüşler aşk gibi Ve Tutkularımı bıraktım
Bir anı bıraktım sana Ekim'den Ve Kan kokan ihtiraslarım, Geceleri ağladığım ıslak resmini, Ve sevgi kokan yırtılmış sayfaları
Bir anı bıraktım Kasım gecesinden Donmuş parmaklarımdaki heceleri, Seyrettiğimiz yıldızlarımı bıraktım Ve Kaybolan Mayıs gecesini
Bir anıydı sadece bunlar Hissettim sandığım hislerimi Kaçamaksız hapsedilmiş gecelerimi Ve aşkın acımasızlığını...
|
|
Yorumlar (0) :: Bağlantı
|
24/1/2007 - DOKUNAMASAMDA SANA SENİ SEVİYORUM
Dokunamasamda sana seni seviyorum . .
--------------------------------------------------------------------------------
Kimsesiz sandığım bir mevsim gidiyordu gözlerimin önünden. Ellerimde sahipsiz her gecenin yorgunluğu. Taş duvarların üzerinden gölgeler büyüyor yalnızlığıma. Aklımı başımdan alan bir rüzgar gibi dokundun tenime. Yüreğime yüreğini koydun. Yüreğim oldun.
Daha ilk günden ısınmıştım sana,sanki gökyüzüm sen,yağmurlarım sendin,düşmeden içimdeki yalnızlığın kumsallarına.Denizleri senin için renklendirdim ben,bulutları senin için yakaladım. Sanki en ufak bir rüzgarda savrulacak gibi değildim uykusuzluklarına. Sen gitmedin ki,gerçek ötesiydin bendeki her zamana. Tuttum ellerinden,saçlarının kokusunda büyülendim dudaklarına. Islatmalıydın beni yağmurlar gibi. Öpmeliydin içinden geldiğince. Ben o zaman sen olurdum karışmadan nefes alıp verdiğim bir şehrin monotonluğuna. Çalışma masamda yanan mumun alevinde şekillendi hayalin. Uzun uzun seyrettim. Dokunmak istedim ama beceremedim. Akşama koşan ayakların altında kızgın asfalt gibiydim günden arta kalan. Güneş haber vermezdi çekip giderken. Bir sessizliği kalırdı eve kapanan yüreklerin birde seni bana özleten hayalin. Kendi yüreğimi senin ellerine bırakırken. Zamanı hep peşime taktım.Bir başka yere gitmenin olanaksızlığını tartışıyorum kendimle. Gitmeyeceğimi biliyorum. Belki de ellerinin sıcaklığından olsa gerek. Ben her sahipsiz mevsimin kimsesiz gecesinde seninle bütünleşiyorum. Basit gelecek belki tüm anlatamadıklarım. Bir şeyi çok iyi biliyorum sen anlayacaksın günü gelecek. Bu saadet hiç ölmeyecek. Fotoğrafın karşımda duruyor. Öyle masum öyle güzel ki seni yaşamak bu kendini tanımayan cümlelerin ardında senin gözlerinde aşk gibi çoğalmak. Anlatmak çok zor. Ben anlatamıyorum yaşıyorum. Herşeye katlanmak dedikleri bu olsa gerek. Günün bütün tükenen saatlerinin peşisıra bir ekranın karşısında seni bana gülümsüyormuş gibi hissedebilmek. Öyle güzel ki saatlerce seninle hayatı paylaşabilmek. Oysa şimdi yalnızlığım yanımda,sensizliğin şarkısını dinliyorum. Seni sevmek yazılmış bana,dokunamasamda sana,seni çok seviyorum...
|
|
Yorumlar (0) :: Bağlantı
|
24/1/2007 - İCLAL AYDIN
Seni Seviyordum
Sana uzak kentlerden birinde zamanın bir yerinde seni ve senli günleri anımsattı akşam güneşi...
Onca zamanın üstünde eskimeyen bir düşüncesin şimdi
İnsan hergün anımsar mı aynı gözleri
SENİ SEVİYORDUM ve senin haberin yoktu
Saçlarını izliyordum uzaktan, kulağının arkasına düşüşü ve burnun, herkesten başkaydı işte...
Güldüğü zaman yukarıya bakardı;
Yukarı kalkan başın ve gülen gözlerin vardı...
Ne güzeldiler sen bilmiyordun...
BEN SENİ SEVİYORDUM...
Kalbime sığmıyordu aklımdan geçenler
Duvarlara, vitrin camlarına, kaldırımlara çarpıyordu
Geri dönüyordu, çoğalarak
Senin sesini duyduğum masalarda erteliyordum herşeyi, herseyi erteleyişim oluyordun
Kalp ağrısı oluyordun,
Birlikte soluduğumuz sokak isimleri oluyordun,
Mevsimler değişiyor ve büyüyorduk,
Dönemeçler geçiyor, köprüler göze alıyorduk ve bazen tekin olmayan suların üzerinden atlıyorduk
Cesurduk...
Ufuk çizgisi maviydi, gün batımı hep turuncu ve kırmızıydı bütün karanfiller...
Ben SENİ SEVİYORDUM sen bilmiyordun...
Sevinçlerim oluyordun arasıra sen hiç bilmiyordun
Sonra herhangi biri oldun, bütün sevinçlerim bittikten sonra
Yağmurlar yağdı, serin haziran akşamları
Derken bir gün uzaktan gördüm seni...
Saçların bana inat başın herseye meydan okuyarak işte yine aynı
Kalbimi acıttı her zamanki gibi...
Değiştik sanıyordum ve sen yine bilmiyordun
Şimdi bunları anlatsa sana birileri kim bilir yada boşver bilme en iyisi...
-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Masallar
Daha uyanmamalıydık masallardan.Ne zaman bitti o eşsiz ormanlar, yollar? ne zaman ayrıldı yolları şehzade ile ipek kızın? ve ne zaman vazgeçti yakışıklı prens yüzyıl uyuyan güzeli uyandırmaktan? Ne zaman yoruldu aladdin lambasını ovmaktan? iyilik perileri, sevimli cinler şimdi neredeler? Daha uyanmamalıydık...Masallar hep o renkte ve aynı inandırıcılıkta kalmalıydı kalbimizde.Bir şey oldu, bir yerlerde.Büyüdük mü küstük mü birşeylere ne; inanmaz olduk masallara.Dinlemez olduk ve anlatmadık bir daha.Belki anlatılacak masalımız kalmadı, çabuk yordu hayat bizi.Oysa ne güzeldi küllerinden yeniden doğan Anka kuşu, Kaf dağının ardındaki o gizemli ülke, lal bir oba uşağı ile güzeller güzeli bey kızının başkaldıran sevdası.Nasıl özlüyoruz geçmişi...Neden özler ki insan? Hele birde mutsuz bir çocuksanız...Çocuktuk çünkü.İnanıyorduk.Köprüler geçmemiş, aldatmamış, aldatılmamış, bedeller ödememiş, ayrılık ve hasret mektupları okumamıştık.Ve dizlerimizi kanatmamıştı henüz hayat.İnanıyorduk, duruyduk, saftık, çocuktuk.Şimdi anlatacak bir masalımız bile yok, bir köşesine sığınacak... İclal Aydın
|
|
Yorumlar (0) :: Bağlantı
|
24/1/2007 - SEN VE MAVİ
SEN VE MAVİ
Bir parça umut istedim Ay ışığında bestelediğim Aşk'ın şarkısı ve dalgalar Ve sonra sen Aynı o dalgalar gibiydiniz O beyaz sen maviydin... Sonra gecenin sessizliği Girdi araya ve uzandı Hayallerime sinsice Gecenin solgun bekleyişleri Dinmek bilmedi hiç Ve bir kırmızlık belirdi Sabahın mavisiyle birlikte Sanki aynıydınız O daha sert mavi Sen daha belirsiz Avuçlarımda senden izler Belki hiç solmayan düşlerden Esir düşmüştüm dün gece Bakıp durduğum hep aynı şey Zamanın sarsıcı kolları Uyanmak istemedim mavi kabuslardan Gözyaşlarım yanaklarımdan Hep yuvarlanıyor Bir kere bile silememiştim Heyecanımı ve kollarımdaki seni Zamklamışım meğersem sevgimi Tutup atmak ne kelime Ya kalpsiz kalmak ya sensiz O kadar yalnızım ve üşümüşüm Herşeyi çok ciddiye almışım Sen gibi Öyle anlar varki içimde Saklamak ne kelime Çırpınan kuşlar gibi oluyorlar Ten kafesini parçalayıp bulutlara Uçuyorlar delice Sonra yine aynı yerdeyim Karanlık bir sokak ve ıslak yapraklar
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
MAVİ DERİNLİK
Hani bir gece elimden tutup götürmüştün Beni mavi dalgaların sessizliğine Dolunayda dans etmiştik gözgöze Dudakların sarmıştı her yerimi Gecenin O ince siyahlığında... Hani elini tutmuştum yağmur çiselerken Gökyüzünde martı sağnağı vardı Ve Dudakların dudağıma deydiğinde Başka endişeler yaşamıştım içimde Sonra Sensiz kaldı o gün ellerim Mavi derinliğin titreşiminde... Ellerini yüzümde gezdirmen Dik kayalardan atlamak gibi bir şey Geceleri ayak seslerim vardı odamda Cama dayanıp ismini yazmak istedim Bilmem kaç kere Buğulu camlara Biliyormusun? Sevginin bestesi çok başkaydı içimde Sevgi bazen hırçın dalgalar gibi Bazense bir gülün dikeni gibi Ve bazen öyle bir hal alır ki; Bir dağın zirvesindeki bir papatya gibidir Geceleri buz kesmiş ellerimde nefesin Yüzümdeki bekleyişin hikayesi varken Bekledim titreyen kalbimle sonsuza Ekim dalgalarıyla boğuştum geceleri Sonbaharın gelişi gibi sevimsiz oldu bu Yağmurun sesini besteledim içimde Bir başka kalbin içinde üşümek var mı diye.. Aşkın acımasızlığı korkutmadı beni Bakışlarından kaçtım sisli gecelerde Sevmeyi beni düşünmende değil İçindeki fırtınada aradım ben Daha derinlere indikçe Aşkın nefesini soludum ben... -------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------@@@@@@@@@@@@@@@----------------------------------------
ŞEHRİN SESSİZLİĞİ
Hani şehri yağmur kaplar ya Ellerin titrer soğuktan Göz kapakların ağırlaşır Bakamazsın ıslak adımlarına Seni geceleri öylesine hapseder Sarı düşlerin delirtici isyanı Değer göz kapaklarına Hayalini kurduğun eller Sonra uyanırsın Yıldızların parladığı geceye Ve yağmur yağar Çıkıp dolaşır ıslanırsın Kendinle kalırsın ve düşlerinle Yağmur ağlamaklıdır.. Sonra gözlerin düşer Ve kaybolurlar şehrin sessizliğinde
|
|
Yorumlar (0) :: Bağlantı
|
24/1/2007 - SENİ NE ÇOK SEVDİM BEN
Seni ne çok sevdim ben.
Ne çok gözyaşı döktüm senin için. Geceleri sen yatağında meleklerin kanatlarıyla uçarken ben penceremin önünde senin rüyana girmek için dua ederdim. Bir bakışına, bir dudak kıvrımında titreşen gülüşüne ulaşmak için dünyanın bütün çiçeklerini önüne sererdim.
Şiirler, şarkılar, sevgiler içimde tutuşan bir ateş, onun yangınında senin için kül kesildim. Ağır hastalar geceyi zor geçirir. Sabahı bekler kırgın yürekler, hasta umutlar, yalnız ruhlar. Yalnızdı gecelerim. Hastaydı gecelerim. Kan kaybından giden bir yaralı gibi umarsızdı gecelerim. Bir uçurumun kenarına beni taşıyan karabasandı gecelerim. Adına yalnızlık dedim. Sensizlik dedim.. Sen beni bilmedin, beni tanımadın, beni sevmedin.. Bu bir ölümdü, bu bir fermandı .. Bıçak kesmez artık beni, ip asmaz, çeküller yüreğimi taşımaz. Yaşamak mümkün değil, yalnızlık karanlık kapılarıyla üstüme kapandı. Amansız acılar içindeyim.
Ey Sevdiğim.. Ben seni ne çok sevdim. Dünya bildi, bir sen bilmedin. Yalnızlığın diğer adı aşka karşılık almamaktır. Kaçılamayacak kadar yakın, tutulamayacak kadar uzak bir yerdesin.. Benim aşkıma yalnızlık kucak açtı. Senin yokluğuna dokundum, içim yandı. Odamın çıldırtan sessizliğinde sana seslendim. Yankısı döndü dolaştı, senin kapıların bana kapalı. Kendi sesim yine bana ulaştı. Anladım ki beni hiç duymayacaksın.
Sana sitem edemem. Sana kırılamam. Bir tek dileğim var senden, son bir tek isteğim.
O da MUTLU OLMAN
|
|
Yorumlar (0) :: Bağlantı
|
24/1/2007 - SEVGİ OLMALI
SEVGİ OLMALI
Geceleri buz kesmiş ellerimde nefesin Dalından kopan bir yaprağın rüzgarla Arkadaşlık edip uzaklardan selam yollaması Kaybetme endişesiyle bakmak yollara Hep içinde büyüyen rüzgarlar gibi Aşk sadece titreme olmalı sıcak gecelerde Uzak mavi-beyaz dalgalara bakışlar olmalı Sonbaharın gelişi gibi habersiz Yağmurla birlikte yürümek olmalı Başka kalbin içinde üşümek kadar Bağlayıcı olmalı seni bana.. Oysaki aşk öylesine acımasızki, İçten vurur sessizliğini bozarcasına Uçurumlar ötesinden fırlayan ruhun Ve yıldızların yaktığı bedeninde Gizlenir Mayıs gecesinin endişesi Dalların, yaprakların dans ettiği, Parklarda alabildiğin nefes kadar olmalı Sadece bakışlarındaki fırtınada Ve onu gül yapraklarıyla Temmuz gecesindeki öpüşün olmalı
|
|
Yorumlar (0) :: Bağlantı
|
|
|